28 Eylül 2009 Pazartesi

Uzun ve yorucu bir yaz döneminin ardından yine İzmir deyim!!! İzmir yine havasına ve de kızına güven olmaz lafıyla dalga geçer gibi karşıladı beni. bir üşüttü bir terletti. ama ben zor şartlara rağmen yeniden burada olmaktan çok mutluyum.

her yeni dönem içimi bu mutluluk kaplar zaten... ama bu benim izmir de geçireceğim son üniversite dönemim. bu bir yandan üzücü, bir yandan heyecanlı, diğer bir taraftan da beni paniklere sevk eden bir durum. okul bitecek biz nasıl büyük adam olucaz, master mı yapmak lazım yoksa direk çalışma hayatına mı atılmak lazım ya da ABBA nın da dediği gibi her şeyi boşverip son dansımızı ediyor gibi dans mı etmek lazım....%100 karmaşa

Benim halim işte böyle blog Söyle bana n'oluyor?

.....

Randımanlı gitmiyor işler çoğu zaman olduğu gibi

Garip Halim sonunda İzmire benzedi :))))


16 Eylül 2009 Çarşamba

I may still not know what I want to be when I grow up,
but I do know that someday I want to live in a house filled
with my books and travel souveniers.

And the walls that
aren't covered with bookshelves will be covered with photos of my family and friends.

When I leave the house I will be going to a job I love and I'll return to a person I love.

So that's the dream I'm working on.


demiş Amber Morley


ben de endoskopi yapılırken elini tutabileceğim bir eş istiyorum ek olarak

....
13 Eylül 2009 Pazar

ben haziranda doğdum. tam bir yaz çocuğuyum. yılın sevdiğim ayları yaz ayları... kimilerine antalyanın sıcağı yaşanmaz, çekilmez gelir ama benim açımdan durum hiç de öyle değil.

yazı, sıcaklığını, o sıcakta denize girmeyi, akşamüstü denizden gelen meltemi, dertsiz tasasız yaz günlerini her zaman masalsı karlı günlere ya da yağmurlu romantik günlere tercih ederim...

ama bu sene yaz beklentilerimin çok altında geçti. yaz okulu nedeniyle ve büyümenin getirdiği o sinir bozucu sorumluluklar nedeniyle yaza dair pek bir aktivite gerçekleştiremedim :((

eylül başından beri inkar ediyordum. yaz bitmedi diyordum ama antalyada bile hiç açılmayan bulutları dinmeyen yağmurları görünce inkardan vazgeçmeye karar verdim. YAZ BİTTİ işte. eğlenceli relax olmak yerine sıkıcı, sinir bozucu ve hastalıkla dolu oldu. yine de kazandırdıkları oldu not ortalamamı yükselttim mesela. sewgilimin bana olan sevgisine bir kez daha şahit oldum.. vs...vs... Acısıyla tatlısıyla sona erdi 2009 un yaz ayları

Sıradaki görev izmirde öğrenci olarak geçireceğim son sonbaharı en güzel şekilde geçirmek :)))


sadece 1 kere daha denize girebilsem başka birşey istemiyorum


GOODBYE SUMMER!!!
10 Eylül 2009 Perşembe
sınavlar bitti şimdi ne yapmak lazım??
insan gülünç bir boşluğa düşüyor sınav haftası sonrası :)))

3 Eylül 2009 Perşembe
yine tatsız günler geçiriyorum. ama artık bunları yazmak istemiyorum çünkü bloğum iç karartıcı olmaya başladı. sadece bitmesini ümit ediyorum... eskiden şu zamana kadar işim var yoğunum ama sonra bomba gibi dönüyorum diyebiliyordum ama şimdi diyemiyorum. sağlık hiçbirşeye benzemiyormuş. ama kendi kendime yaptıklarımın cezasını çekiyorum kendime yüklene yüklene tüm bağışıklık sistemimi kitledim. şimdi hergün başka dertle boğuşuyorum... herneyse...

yaz bitmeden listem şu ana kadar pek işe yaramış gibi görünmüyor malesef. eylül ün sonun kadar vakti var ama daha beklemek lazım... beklerken de bir sonbahar listesi yapmak lazım. bu benim izmirde geçireceğim son sonbaharım olabilir. o nedenle gerçekten çok güzel olmasını istiyorum. her anını yaşamak istiyorum. sonbahar havasına girmeye başladım aslında. sadece kendimi birkaç kez daha denize sokmaya ihtiyacım var o kadar...

HaPPY FaLL !!!
1 Eylül 2009 Salı
bugün hayati önem taşıyan yaz okulunun son sınavına girdim ne yazdım ne yaptım kaç puan alırım hiç bir fikrim yok. herşeyi çok fazla düşünmekten vücudum garip tepkiler vermeye başladı. hergün değişik bir hastalığa yakalanıyorum. bir gün aşırı baş ağrısı, ertesi gün diş ağrısı, bir gün kusma sonra günlerce miğde yanması....
o nasıl olacak, bu sınavlar ne olacak, okul açılınca ne olacak, sağlığım ne olacak, gelcek planları ne olacak vs vs vs
bu gidişle olacak olan tek şey overconcerned ve hypocondriac bir insana dönüşmem gibi görünüyor...
28 Ağustos 2009 Cuma

mission impossible
:
3 projects
4 final exams
24 Ağustos 2009 Pazartesi
Söylemesi bile insanın canını acıtıyor... ama malesef yaz bitiyor. bu yaz benim açımdan biraz hayal kırıklığı oldu. ne tatile çıkabildim, ne staj bulabildim. Yaz okulundaydım temmuz ortasından beri. eylül'ün 6 sında görevimi tamamlayıp 2 haftalığına özgür kalacağım ama o zaman da sonbahar tüm hüznüyle sarmış olacak... bu nedenle yaz tam olarak bitmeden yapmak istediklerimin listesini yapmaya karar verdim blog. alaçatı macerasından hatırlayacağın gibi bu listeler aslında çok faydalı oluyorlar. belki bu sefer de aynısı olur.... hadi bakalım başlıyoruz...




  1. kitaplarımı ve kendimi alıp 2 günlüğüne de olsa tatile çıkmak

  2. sezon bitmeden Rain e gitmek

  3. bütün bir günü havuz başında geçirmek

  4. ailemle birlikte güzel, uzun, akşamyemekleri yemek

  5. bronz, bronzlaşmak

  6. açıkhavada, yıldızlı bir geceyi dışarıda geçirmek

  7. bayram dönüşü tatile çıkmak

  8. yeğenimle bol bol vakit geçirmek

  9. gidebildiğim kadar çok denize gitmek

  10. bu yazdan hevesimi almak istiyorum.....


18 Ağustos 2009 Salı


bir ara Vogue Türkiye olayına fena halde takmıştım. Yazılarımda konuşulan iki isimden bahsetmiştim. Ece Sükan ve Gülse Birsel. sonuçta şans ikisine de gülemedi ve Vogue Türkiyenin yayın yönetmeni Doğuş grubunun dış ilişkiler direktörü Seda domaniç oldu.


Seda Domaniç'in özgeçmişine bakacak olursak;


Georgetown Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans derecesini Avrupa Çalışmaları ve Uluslararası Ekonomi alanlarında Johns Hopkins Üniversitesi’nin Bologna, İtalya’da bulunan School of Advanced International Studies (SAIS) bölümünden aldı.

ABD’de bulunduğu dönemlerde CNN Televizyonu Washington Bürosu’nda ve Interaction adlı Sivil Toplum Kuruluşu’nda çalıştı. Milano’da Dow Jones haber ajansında ekonomi muhabiri olarak görev yaptı. CNN Türk televizyonunda da muhabir olarak çalıştı.


2002–2005 yılları arasında, Avrupa Komisyonu tarafından yürütülen AB İletişim Projesi bünyesinde uzman olarak çalıştı ve İstanbul’da kurulan AB Bilgi Merkezi’nde Direktörlük görevini yürüttü. Halen Doğuş Yayın Grubu İş Geliştirme ve Dış İlişkiler Direktörü olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda Sabancı Üniversitesi’nde "Transformation of the Sovereignity Discourse in Turkish Politics" başlıklı teziyle Siyaset Bilimi üzerine doktorasını tamamlayan Domaniç, İngilizce, İtalyanca ve Fransızca konuşuyor

Seda Domaniç bana göre kimdir sorusuna cevabım ise benimle aynı bölümden mezun olmuş, ilerde benim yapmak istediğim şeyleri yapmış olan kadın olur. Bunca zamandır aradığım Rol modelim de diyebilirim. böyle birinin yarışı kazanması hoşuma gitti doğrusu :)))

16 Ağustos 2009 Pazar
çok yoğun geçen bir gündü. kendimi birkaç gün tatile çıkmış gibi hissettim çünkü çok dolu doluydu ...
Fakat günün sonunda fiziksel olarak tükendim. neyse en başından başlayacak olursak, olaylı bir hazırlanma safhasından sonra alaçatıya gitmek için yola çıktık. alaçatıya ilk gidişim oldu bu. gerçi içeri girmeden dönerek otobanın öbür tarafına geçtik. orada deniz olacağı hiç aklıma gelmezdi:)) sadece deniz değil kıyılarında herkesin sayip olmayı isteyeceği sewimli ege saray yavruları olacağı da aklıma gelmezdi. belki bir gün ben de yazılarımı öyle bir evin balkonundan yazarım kim bilir...
ilk başta egenin çivi gibi suyunu tecrübe ettik. antalya çocuğu olduğum için egenin denizi çok soğuk geliyor bana. ama aldırmadan girdim denize çünkü bu, bu sezonun son deniz fırsatı olabilir diye düşündüm. bir taraftan da windsurf yapanları izledik. denizde dalgalanan renkler gibiydiler.
yakınlatıkça işin rengi değişiyor tabiki. windsurf ü deneme sırasa bize geldiğinde beni korkular bastırdı "ya hiç ayakta duramazsam, ya yelken kafama devrilirse vs vs"
vaktim 2 saatle sınırlı olduğundan bir savaşçı ruhuyla düşmeme kalkmama aldırmadan, o iğrenç suları yuta yuta winsurf e çok kısa bir sürede alıştım ve yol almak için kendime hafif bir rüzgar aramaya başladım.
ama birden sert bir rüzgar bana saldırınca kendimi profesyonel surfçülerle yeni başlayanlar arasına gerilmiş boncuklara düğümlenmiş buldum. allah ın bir kulu da yardım etmeyip yarım saat cebelleşmek zorunda kaldıktan sonra bacağıma kramp girdi. kafamı kaldırıp tanıdık birilerini görmesem sanırım suların dibini boylayacaktım. herneyse ben orada uğraşırken vaktimiz zaten dolmuş oldu...


hocasını dikkatle dinleyen öğrenci(ilk defa ben)



akşam yemeğini alaçatıda yedik. alaçatı merkezin atmosferi çok güzel ama sokaklar çoooook kalabalık. yani kafasını dinlemek isteyen tatilcilere pek önermem. restaurant olarak da lavanta yı seçtik. diğer yerlere göre geniş bir yere kurulmuş geniş ferah bir mekan yemekleri de fena değil ama öğrenci bütçesine çok uygun değil.
gün biterken otto alaçatı da levent yükselli lokal anesitezi yi izlemeye gittik. talk show formatında tv de yayınlanmayan bir program. sunucu sewimli, levent yüksel sewimli.... sonuç olarak şarkılarla dolu çok güzel bir akşam oldu bizim için

bu kadar hareket bana fazla sonraki günlerimi yatakta geçirdim :((( ağrıyabilecek her yerim ağrıdı, yatağa çivilendim.

herşeye rağmen çok güzel bir gündü....






15 Ağustos 2009 Cumartesi


yine abartılı, yine tarz sahibi, yine eğlenceli...
benim gibi bir nemrut ile inadına sewimli sevgilisinin birlikte izleyip eğlenebileceği bir filme benziyor. Türkiyede 9 ekimde vizyona giriyormuş.....

o kadar bekleyebilirmiyim acaba :))) ben beklesem bile benimle tüm kız filmlerini(örneğin bir alışverişkoliğin itirafları, he is just not that into you, the women......) izlemeye gelmiş sevgilimin sabrı yine bir romantik komediyi kaldırabilir mi acaba ?

ama bu filmin imdb de 10 üzerinden 8.6 puan alan ender filmlerden olduğunu düşünürsek, sewimli oyuncular faktörünü de göz önüne alırsak denemeye değer...
12 Ağustos 2009 Çarşamba



tahminlerim doğru çıktı almanyaya gitme işi yalan oldu ama çok ilginç bir biçimde. normalde bu hafta olan vizelerimiz haftaya alındı. vize ile de almanyadaki projenin tarihleri çakışınca hocama gidip shrek teki kedi gibi gözlerimi kocaman açarak bakmak zorunda kaldım. ama sonuç olumsuz. sağlık sorunu dışında telafi sınavı yapamam dedi.....
benim sıkıcı yaz okulumu neşelendiren tek şey almanya projesi olduğu için birkaç gündür depresyondaydımmm ki Foster's İle Alaçatı'da Surf Dersi alıp ve akşama da Lokal Anestezi ve levent yüksel i dinlermisin teklifini alıncaya kadar. aynı zamanda dünya sörf şampiyonasını da izleyebilecektim.... hem de ücret bir kurumun sponsorluğunda ücret ödemeden. cevabım tabi ki evet oldu :)))) bu saydıklarımı kendi bütçemle yapmaya kalksam ne kadar ütüleceğimi tahmin etmek bile istemiyorum. geçen sefer alaçatıya değil de ılıcaya gitmiştim. orda bile mal varlığımın yarısını bırakıp gelmiştim. bir daha çeşmeye gitmem herhalde diye söylenirken yollarım garip bir şekilde çeşme ye uzandı.


yaz başlarken bir yazımda bu yaz yapmak istediklerimi yazmıştım. biri de çeşmeye gitmek diğeri windsurf yapmak için finansal kaynağı bulmaktı. şaşırtıcı ama ikisi de oldu... liste yapma işine dewam etmek lazım. listeden de öte geçen gün gazetede lokal anesitezi ile ilgili bir haber okudum ve kendi kendime dedim ki ben de izlemek istiyorum!!!
bu aralar birşey oluyo bana sanırım :))) o şey olmaya hep dewam etsin lütfennn
xoxo
10 Ağustos 2009 Pazartesi
I can’t sleep tonight
Everybody saying everything’s alright
Still I can’t close my eyes
I’m seeing a tunnel at the end of all these lights
Sunny days
Where have you gone?
I get the strangest feeling you belong
Why does it always rain on me?
Is it because I lied when I was seventeen?
Why does it always rain on me?
Even when the sun is shining, I can’t avoid the lightning
I can’t stand myself
I’m being held up by invisible men
Still life on a shelf when I got my mind on something else
Sunny days
Where have you gone?
I get the strangest feeling you belong
Why does it always rain on me?
Is it because I lied when I was seventeen?
Why does it always rain on me?
Even when the sun is shiningI can’t avoid the lightning
Oh, where did the blue skies go?
And why is it raining so?
It’s so cold
Why does it always rain on me?
Why does it always rain…
5 Ağustos 2009 Çarşamba
bu ararlar kendimi ya ilerde olmazsa diye koyduğum yazı yazma yasağını kaldırmak istiyorum. bu post finlandiya ve erasmus hakkında olacak. olmazsa da olmaz ne yapayım genel kültür olarak kalır :)

ekşi sözlükte biri finlandiya ile ilgili şunları yazmış. "bir kulübem olacak, balık tutucam bütün gün şarap içicem vs.. hayallerinin kaynağı." bu hayallerin kaynağı yandaki gibi evler aslında. göller ülkesi olarak anılan finlandiyada her yer en kötüsünde ile sauna olan evlerle çevrilmiş. ve insanların hayali bunlardan birine sahip olmakmış. nasıl olmasın ki doğal yaşamdan pek haz etmeyen ben bile aaaaa ne güsel evler bunlar böyleeee tepkisini verdim ilk gördüğümde. ama başrol evlerin değil göllerin bence. asıl güzellik katan onlar. ülkenin yapısı bir garip zaten denizin üzerinden fırtlamış sık kara parçaları gibi.



artık en samimi bilgilerin bloglardan alınabileceğine inandığım için aradım taradım türklerin finlandiya erasmus bloglarını buldum. Finlandiya günlükleri , Can ın Finlandiya günlüğü . ama malesef kendi şehrimde erasmus yapmış birinin bloguna rastlayamadım. Ben joensuu isimli bir üniversite şehrinde yapıcam erasmusumu. North Karelia bölgesinde rusyanın sınır komşusu küçük bir şehir. insanları sıcak kanlı olarak biliniyormuş bölgenin özelliğiymiş bu hatta. daha önce orda bulunmuş hocamdan aldığım bilgilere göre dersler de gayet kolaymış. zaten bir erasmusun amacıçok öğrenmek değil çok gezmektir :)))


to be continued...


4 Ağustos 2009 Salı
does anybody really know when it’s right?
and how do you know? are there signs? fireworks?
is it right when it feels comfortable? or is comfortable a sign that there aren’t any fireworks?
is hesitation a sign that it’s not right, or is it just a sign that you’re not ready?

by carrie bradshaw
bu akşamımı rockstar diaries arşivini okuyarak geçirdim. çok sevimli bir blog. sahibesi 23 yaşında ve iki yıldır evli. nerdeyse her beş posttan birinde kocasının ne kadar tatlı bir insan olduğundan, ona ne hoş sürprizler yaptığından, anılarından vs bahsediyor. yazılarının hepsi çok sewimli ve gerçek... ama beni şeytan dürtüyor nasıl olur da 21 yaşında evlenmiş 23 yaşında bir kız "bu kadar emin olabilir" ?
terim belki çok doğru olmadı ama ben kendimi düşünüyorum da 22 yaşındayım ve hiçbirşeyden tam olarak emin olamıyorum ve şu aralar hayatımla ilgili önemli bir karar verebilecek kadar olgun hissetmiyorum. bir süre daha evde tek başıma oturup istediğimi yapmayı, evi istediğim kadar dağıtmayı, saatlerce yargılanmadan saçma dergiler okumayı, internette dolaşmayı istiyorum. ev halleri dışında gezmek, yeni yerler görmek vs istiyorum. kısacası düzenli karı-koca hayatı istemiyorum. erkek arkadaşımla uzun zmandır birlikteyiz ve onu çok seviyorum. ama evlenmeyi düşünemiyorum. aynı şehirlerde olalım ama onun evi olsun benim evim olsun takılalım gezelim benim hayalimdeki ilişki bu :)))
sanırım rockstar diaries in yazarı çocukluğundan beri evlenme hayali kumuş, biran önce evlenmeyi hedefleyen genç kızlardan. ben hiçbir zaman onlardan olamadım. çocukluğumda bile marjinal hayallerim vardı ve hiçbiri erkenden evlenmeyi içermiyordu. Ama bir insan gerçekten aradığı insanı bulduğunu düşünüyorsa neden onunla hep birlikte olmayı ertelesin diye düşünmeden de edemiyorum. ayrıca üniversite bitince 23 yaşında olacağım. bir yıl da hayatımı düzene oturtmakla geçse 24 yaş da evlenmek için çok erken bir yaş gibi görünmüyor bana. ama ben bu konularda hala 18 hissediyorum desem?!?!
aslında bütün bu düşünceler kuzenimin eşinin ilk çocuğunu 23 yaşında doğurduğunu onunla daha iyi ilgilenebildiğini anlatıp, bana "bu işler" için geç kalmamamı tavsiye edince başladı. beynime zehiri o soktu yani. haklı yanları vardır muhakkak ama belki benim isteklerimin de haklı yanları vardır.

birini sevince ona illa tüm hayatımızı vermek zorundamıyız? ya da tüm bu gençlik hayalleri istekleri bittiğinde apartmanımızda tek başımıza kalma riskini ne kadar alabiliriz?
peki ya apartmanımızda tek başımıza kaldığımızda bir de boşanmış olursak?!!

sevgili blog

hayatıma bir sebeple girdiğin, hislerime ortak olduğun kendimi ifade edebileceğim, neşelendireceğim bir alan açtığın için sana çok teşekkür ederim. sana yazarken kendimi daha iyi dinleyebiliyorum, anlayabiliyorum.
çevremdeki çoğu insan blog yazdığımı bilmiyor ya da yeni yeni keşfediyor. bazıları da neden yazdığımı merak ediyor. 100. post şerefine cevaplayayım günlük olarak gülmek eğlenmek, uzun vadeli olarak da geriye döndiğimde yaptığım sevdiğim şeyleri daha iyi renkli bir sekilde hatırlayabilmek bir iz bırakabilmek için... vakit almıyor mu, evet alıyor ama ben kendime ayırdığım bu vakti çok görmüyorum....
özetle blog iyiki varsın....
her post umun başına evet son zamanlarda yazamıyorum diye başlamak benim için de sıkıcı oldu gerçekten ama açıklamadan geçemiyorum. Her şey o kadar hızlı ilerliyor ve bazı şeyler o kadar karmaşık ki birşey yazsam bir hafta sonra malesef olamadı gibi bir cümle sarf etmek zorunda kalacağım için yazmak istemiyorum.
mesela bir avrupa birliği projesi kapsamında berlin e gitme ihtimalim var yaklaşık iki hafta sonra beni katılımcı listelerine almalarına rağmen ortada ne kesin bir proje belgesi ne de uçak bileti var dolayısıyla bir yazmak ile yazmamak arasında kalıyorum.

diğer bir örnek finlandiyada erasmus yapmaya hak kazanmış olmam. çok ilginç remen kutuplarda birkaç ay yaşama fırsatı geçiyor elime ve ben aslında çok heyecanlıyım ama benim okulum ocağın sonunda bitiyor orada dönem ocağın ortasında başlıyor. yani insanların insafına kaldım. p yüzden heyecanlı finlandiya postları da yollayamıyorum.

bunlar dışında hayatım yaz okulu ve yaz düğünleriyle geçiyor. haftanın 4 günü okuldayım. kalan günler kuzenlerimin düğünlerine yetişmeye çalışıyorum ( herkes mi evlenir yahu!!!!)

gelmekte olan yorgun günlere hazırlanıyorum. herşey yolunda giderse (lütfen)bu aylar izmir hayatımın ve öğrencilik hayatımın son ayları olacak. girmem gereken sürüyle sınav var bu dönemde. ondan sonra erasmusum öğrenci bile sayılmam :))) o tasasız aylardan sonra ne yapacağım ise tam oturmadı kafamda.


"Life is what happens to you while you're busy making other plans" demiş John Lennon...

bu sefer ben o planları yapmak yerine yaşamak istiyorum...
27 Temmuz 2009 Pazartesi



via lelove
p.s. bildiğini biliyorum....
17 Temmuz 2009 Cuma

I believe that everything happens for a reason. People change so that you can learn to let go. Things go wrong so that you appreciate them when they go right. You believe lies so you eventually learn to trust no one but yourself, and sometimes good things fall apart, so that better things can fall together
13 Temmuz 2009 Pazartesi







sevgili Chuck
seni gossip girlde morlu kıyafetlerinle ilk gördüğümde tam bir felaket olduğunu düşünmüştüm. üçüncü sezona yaklaşırken tüm laflarımı geri alıyorum...
I adore you...
10 Temmuz 2009 Cuma
uzun zmandır bloguma post yollayamadım. haziran ayında pek vaktim yoktu. ama şimdi vaktim var fakat ilham perilerim kaçtı galiba. blogumu her zaman görsel öğelerle destekledim çünkü resimsiz postlar çok da bana hitap etmiyor. artık ilham alabileceğim resimler de bulamıyorum... sorun resimlerde değil aslında eskiden hoşuma gidebilecek şeyler şu aralar yavan geliyor...

tüm gün Alexa Chung ile ilgili resim aradım yazı yazmayı denedim olmadı. çok güzel, çok orjinal giyiniyo olabilir ama bu sebep beni pek cezbetmedi açıkçası....

çok ağır konular da seçebilirdim. çok şükür ki kafası sadece hoş giysilere modaya ünlülere çalışan bir kız da değilim. aslında kendime çizdiğim hayat yolunda bunların hiçbiri yok. ben uluslararası ilişkiler öğrencisiyim. genelde moda dergisi değil makale okurum. moda vs benim boş zamanlarımda kafamı dağıtmak için bir alan. kimse yanlış anlamasın hayatını sırf bunlarla dewam ettiren insanlara da sonsuz saygım var ama ben öyle değilim diyorum sadece. alanımdaki konuları seçmeme sebebim blogumun da benim için boş zaman aktivitesi olması ve de Alexa Chung dan sonra ASEAN dan bahsetmenin absurd olacağını düşünmem. hem yeteri kadar sıkıldım o konulardan hatta 10 gün sonra yaz okuluna tekrar sıkılmaya gidiyorum :)

insan yazdığı konularda ilhamını kaybedince, kendi konuları hakkında zaten yazmayı istemeyince ve hayatı da durağan geçince yazamıyor, konu bulamıyor....



itiraflarımı adı bolca geçen gönlünü almak için Alexa Chung a adıyorum :)) sorun sende değil Alexa, bende :))


xoxo


P.S hayatımın durağanlıktan çıkmasına az kaldı. o zaman bomba gibi postlarla seni süsleyeceüim kendimden de daha çok bahsedeceğim blog, sana söz veriyorum ....

4 Temmuz 2009 Cumartesi
son zamanlarda paris askım yenıden alevlendi. bu şehri görmeyi gerçekten çok istiyorum. herkes gibi Eyfel in önünde resim çektirmek için değil de oradaki insanların resmini çekmek, bi cafeye oturup geleni geçeni seyretmek için... buradaki insanların tarzı çok hoşuma gidiyor. uzun zamandır style and the cityi ve bettyi takip edip,daima hayran kalıyorum. bu işi gerçekten iyi biliyorlar. öyle dünya güseli falan değiller ama kendilerine baktırmak, beğeni toplamak konusunda hepsi master degree :)))

ben de üşenmedim araştırdım. nedir bu bayanların sırları diye. işte buyuralım...



Galadarling blogunda diyor ki;


Parisian women know the importance of good basics

..... They all had great coats, scarves & good winter boots...... everyone had them. They were good quality coats, clean & smart-looking. This is not to say that they were expensive necessarily, but they were definitely well-made & stylish.
Parisian women seem to grasp the concept that a coat, scarf & boots are going to be their major sartorial staples for at least a few months, & so they buy with this in mind. If you think about it, during winter, all anyone really sees are your coat & shoes, so it makes total sense to get the best you can.

Parisian women work from a consistent colour palate

There was not a lot of colour to be seen in Paris, at least when it came to clothing ....they have probably determined ahead of time what works for them & their skin-tone, & they stick to it.


Parisian women don’t want to look “perfect”

....Parisian women often wear their hair loose & down, tucked into their scarf or coat if the weather is horrible, or pulled back in a messy chignon..... this is not to say that you can leave the house with soup stains on your skirt & safety-pins holding your sleeve together. It’s about looking effortless, not being effortless! Allow yourself to get a little dishevelled. If you don’t know how to make that happen, get dressed, then have sex, then leave the house. Simple, non?! :))))))

Parisian women don’t wear a lot of make-up

One thing I heard years ago was that French women aren’t wild about make-up, but they are crazy for treatments, potions & powders....I barely saw a lipsticked mouth the whole time I was there. Most of them seemed pretty content with a bit of foundation, rouge, eye-liner & mascara.


Parisian women take their time

This is not to say that they dawdle or plod around, because they certainly don’t. But the French, generally, understand that time is precious, & they make the most of it. Yes, they work hard, but they also make time to relax & look after themselves
They make time to have a bath, go for walks & spend time with their friends. They’re not constantly running around with dangerously high blood pressure. They understand that life is about balance. Life doesn’t have to be perfectly structured & pulled tight in order to be satisfying. They’re okay with letting go of the reins.

Parisian women keep it simple

Parisian women seem to manage to avoid the temptation to load on accessories & gee-gaws. Maybe they all subscribe to Coco Chanel’s old adage of “take one thing off before you leave the house”, or maybe the overdone look just doesn’t appeal as much. Regardless of the reason, it’s much easier to look chic & polished if you have fewer elements fighting for attention.

Parisian women wear heels
.... the most important thing to realise is that yes, a lot of Parisian women wear heels a lot of the time, but they wear heels they can walk in! & stand in! & actually feel alright in! Sometimes this means a little kitten heel, & sometimes it means something higher, but you really won’t know until you try something on. My point is, Parisian women make the effort with their footwear but they don’t murder themselves in the process.


P.S. o dönem en moda ne varsa (geçen kış için ugg botlardı mesela) onu giyip kendini ikon!! zanneden kızlardan çok daha hoş ve gerçek görünüyorlar.... tabi bu benim nacizane fikrim ;)

3 Temmuz 2009 Cuma
1 Temmuz 2009 Çarşamba

bir önceki post um daha çok günün özeti gibiydi. bu yazımda da sana son yazı yazma günümden yani 17 agustosdan bugüne onlanları anlatmak istiyorum blog...


*birinci sınıftan bu yana getirdiğim en düşük ortalamayı 2008-2009 bahar döenminde getirdim. 2.53


*altan olan dersimden yine kaldım. turkish political structure ne kadar zor olabilir ki diyenler olabilir. hocası ne kadar zorsa ders de o kadar zor oluyor. hele o hocanın sizi daha önce odasından kovmuşluğu varsa...


*yaz okuluna gitmek zorundayım eğer erasmusa gitmek istiyorsam.


*erasmus demişken ben erasmus sınavlarını kazanıp tercihlerimde olmayan bir üniversiteye ve tercih etmediğim bir döneme yerleştirildim. Joensuu universitesi,Finlandiya,bahar dönemi. herşeye rağmen çok sevindim. ama bizim okul kapanmadan finlandiyadaki okul acılıyor. yani ayı cıkabilir, kaya yuvarlanabilir ve ben erasmusa gidemeyebilirim.


*yeni cıkan yasa dolayısıyla benim stajım zorunlu staj olmadığı için ayarladığım tek staj da yatmak üzere...


*antalyanın rehaveti üzerime çöktü bir de üzerine bunlar gelince tadım tuzum kalmadı be blog...


*daha doğru düzgün ne denize gidebildim ne kurtlarımı dökebildim.


*birşeyleri yanlış yapıyorum ama nerde onu bulamıyorum...


*aaaa güsel bir şey de war. sewgilim spora başladı. eski göbeksiz haline geri dönmeye karar vermiş :)))ben de aynı taktiği uygulasam hiç fena olmayacak.


*bi de selen gelsin artık italyadan diil mi blog


*son olarak da şansımın dönmesini istiyorum artık. insalla yukardaki dileklerimi duyar


xoxo
selam blog

uzun süredir yazışmıyoruz ama bir süredir antalyaya uyum sağlamaya çalışıyorum. gelip söyle her gün plajda yayılasım vardı ama staj ayarlama çalışmalarım yüzünden hayallerimi gerçekleştiremedim.

bir tek dün kendim için bir şey yaptım ve aspendos opera ve bale festivaline Romeo ve Juliette i izlemeye gittim. aspendos gerçekten çok büyülü bir yer. orada böylesine büyülü bir opera izleyebildiğim için çok şanslıyım.

ama 5 perdelik opera 21.30 da başlayıp saat 1 de bitince dönüş dervisinde de olay çıktı. kendini bilmez bir adam -kendini otobüsün muavini sanıryordu herhalde- "siz gelirken orada oturmuyordunuz. şimdi oradan kalkın burda gelenler oturacak siz de nasıl dönecekseniz dönün" şeklinde resmen saldıran bir tavırla ve de en gıcık olduğum kısım parmağını sallayarak üzerimize gelmeye başladı. bu arada otobüste hiç kimse geldiği yerde oturmuyordu ve bu adam bu kuralı kendi kafasından uydurmuştu. ve bize zaten şöför orada oturmamızı söylemişti. ben de açtım ağzımı yumdum gözümü. ne operanın büyülü havası kaldı ne birşey....

en gıcık olduğum insan tipi işte bu adam gibiler. kendi kafalarından kurallar uydururlar. kendi minik egolarını tatmin etmek için kahramanlık, liderlik rolüne soyunurlar ve hiç tanımadığı insanları yönlendirmeye çalışırlar. bu insanlar işi gücü olmayan, genelde ortayaş üstü amcalar ya da süslü teyzeler olurlar. hiç tanımadığı insanlarla yüzgöz olmaya, onları yönlendirmeye çalışmaya bayılırlar. tamam belki hayatlarından sıkılmış olabilirler. yapacak işleri de olayabilir. ama kimsenin kafasından kural uydurup, insanların sinirini bozmaya hakkı yok. kurallara karşı ortalama bir insandan 10 kat daha duyarlı olmama rağmen bu insanlar gelip hep beni bulur. yaşlı başlı insanları bozmak da hiç rahatlatıcı bir şey değil ama bu tipte insanlar sustukça gereksiz tepkilerinin dozunu arttırıyolar....

herneyse. bazen varılacak yer değil yolculuk önemlidir derler :))))) ama ben romeo ve julliette den daha çok bahsedebilmeyi tercih ederdim

diğer bir önemli not operaya gelenlerin %10 u türk ise %90 ı turistti. ne acıdır ki insanlar dizinin dibindeki fırsatlarla ilgilenmiyorlar ama başka kıtalardan başka ülkelerden insanlar böyle şeyleri hiç kaçırmıyorlar.
ben de turist kafilesinden almanlarla tanıştım. ağzımı açtım ama almanca kelimeler bir türlü dökülemedi.... konuşulanları sorunsuz anlasam da artık almanca konuşamıyorum bunu anladım.

offf blog offf moralim bozuldu....
17 Haziran 2009 Çarşamba
dün gece rüyamda bana pamuk prenses kostumu verıyolardı. bir türlü giyemiyodum. sabah da bu resmi gördüm internette :))))
hayat ne garip...

13 Haziran 2009 Cumartesi


şımarık ikizlerle aynı gün doğmuşuz :=)))

ikizler burcunun özelliklerini taşıyorlar aslında

neşeli, gezmeyi tozmayı seven, sanatla ilgili

bir de üzerlerinde o hayvan postlarını dolaştımasalar herşey daha güzel olacak